aklınızda bulunsun diye sesleniyor arkamdan pastaneci, herkesin öksürdüğü şeyler olabiliyor. yürüyorum, midemdeki kremalı bulamaçtan sesler geliyor. herkeste aynı etkiyi yapmıyor diyor pastaneci, benimle birlikte yürüyor olduğunu şimdi farkediyorum. varsın yürüsün. lütfen diyor lütfen bekleyin, benimle birlikte koşuyor. isterseniz geri dönelim diyor, omuzumu tutunca duruyorum. biliyorsunuz pastaneye bakmam lazım ve sizi bu durumda bırakamam. koşmaya tekrar başladığımda, artık peşimden gelmiyor. bari güzel şeyler düşünmeye çalışın diyor, ayıları falan mesela. pastanecinin söylediği son sözler ağacın altında çıkarmaya mecbur bırakıyor beni. yere saçılmış bulamaca bakıyorum. feci derecede pastaneciye benziyorum.

Cumartesi, Mart 29

tüm bildiklerimi size bağışlıyorum. bildiklerim sizin oluyor, bunlara portakalın tatlılarda kullanılırken çok dikkat edilmesi hatta belki de hiç kullanılmaması gerektiği bilgisi de dahil. belki bir iki kitap ismi; kariyerinizde size yardımcı olabilecek. okumanız şart da değil. benim size aktardığım kadarı yeterli olacaktır. ne kadar sevinseniz az bu durumda. sinirlenmek iyidir mesela bunu öğreneceksiniz. ama iyi olduğunu bile bile nasıl sinirlenmeyeceksiniz şaşıracaksınız.
emsalsiz bir fırsat. kimsenin söyleyemediği şeyleri söyleyebileceksiniz rahatlıkla. üzerinde "portakallı kurabiye cinayettir" ya da "portakal suluyken güzel" gibi yazıların bulunduğu peçeteler yaptıracaksınız hiç vakit kaybetmeden. en güzeli de hiç çekinmeden tekrar tekrar aynı şeyleri tekrarlayabileceksiniz.

hayır, ben teşekkür ederim.

Pazartesi, Mart 24

çaktırmadan onları dinliyorsun. ikisinin de ağızlarının kenarı vişnelenmiş. bu halleriyle ciddi şeyler konuşmaları senin önümüzdeki iki - üç hafta yerli yersiz gülümsemelerin için yeterli bir malzeme. kabul et her şey alabildiğine güzel aslında diyor biri diğeri bir türlü kabul edemiyor olacak ki. bir taraf belirlemen şart bu durumda. hep güzelden yanasın: masadaki vişneli payın tarafında.

Salı, Mart 18

en çok hangisini pişirmek hoşuna gidiyor diye vitrine göz atıyorsun. S şeklindeki kurabiyeler değil kesinlikle, onu eledin. aslında yıldız şeklinde bile olsa kurabiyelerin hiçbirini hazırlamaktan hoşlanmıyorsun. "yiyimi gibi yapılışı da kurudur" bu cümleyi bilmem kaçıncı kez kafandan geçiriyorsun ama henüz söylemeye fırsatın olmadı. krema hazırlamak tam sana göre bir iş bu yüzden de.
ama artık vitrine bakmıyorsun, ayaklarının dibinde ezilmiş bir ahududuyu fark ediyorsun.

tıpkı senin gibi benim de referanslara tahammülüm yok.

eskiden söylediğin şey aklıma geliyor: istiyorsun ki biri bir kalemden bahsetsin bir yerde ve bir daha asla ama asla o kalemden bir daha bahsetmesin.

***
aramızdaki farklardan biri de senin asla oturup aramızdaki farkları düşünmeyecek olman. bu benim işim. mesela bugün başka bir tane farkettim. ben mektup yazmanın güçlüklerinin farkındayım. sense oturup mısırın ne kadar güzel bir şey olduğunu düşünüyorsun. seni anlamamam da mümkün değil bir yandan: mısır gerçekten de akılalmaz derecede güzel.

zaten üçgen diye birşey de yok.

Pazar, Mart 16

etrafında duran şeylerle birlikte geometri oynuyorsun.mesela sen, kapı kolu ve tavandaki ampullerden en sağda olanı bir üçgen oluşturuyorsunuz bundan eminsin. ama geometrinin en güzel yanı emin olmadığın tarafı. masanın köşesi, pastanın üzerindeki çilek, duvardaki saat ve sen bir dörtgen oluşturamayabilirsiniz pekala. bu pek mümkün değil.
üçgenlerle oyalanıyorsun.

Pazartesi, Mart 3

en üst rafa sandalyeye çıkmadan ulaşabiliyorsun. hayır beni yanlış anlıyorsun bu hiç de kötü bir şey değil. böylece eline geçen tüm gereksiz şeyleri koyabileceğin fazladan bir rafın oluyor. bu bulunmaz bir nimet. ne kadar dağınık olursa olsun hem. ne de olsa raf en uzun müşterilerinin bile göremeyeceği bir yükseklikte.
sanıldığından da uzun boylusun.
önlük seni kısa gösteriyor.