aklınızda bulunsun diye sesleniyor arkamdan pastaneci, herkesin öksürdüğü şeyler olabiliyor. yürüyorum, midemdeki kremalı bulamaçtan sesler geliyor. herkeste aynı etkiyi yapmıyor diyor pastaneci, benimle birlikte yürüyor olduğunu şimdi farkediyorum. varsın yürüsün. lütfen diyor lütfen bekleyin, benimle birlikte koşuyor. isterseniz geri dönelim diyor, omuzumu tutunca duruyorum. biliyorsunuz pastaneye bakmam lazım ve sizi bu durumda bırakamam. koşmaya tekrar başladığımda, artık peşimden gelmiyor. bari güzel şeyler düşünmeye çalışın diyor, ayıları falan mesela. pastanecinin söylediği son sözler ağacın altında çıkarmaya mecbur bırakıyor beni. yere saçılmış bulamaca bakıyorum. feci derecede pastaneciye benziyorum.

Cuma, Ağustos 29


saçlarının seyrekleşmesini izlemek hoşuma gidiyor nedense. bir süre saçlarını tümüyle unutuyorum ve uzun bir aradan sonra varlıklarını tekrar fark ettiğimde sayıca biraz daha azaldıklarını görmek hoşuma gidiyor. elbette iyi bir şey değil saçlarının azalması aynısı bana olsa ağlardım herhalde.

ama iyi kötü farketmiyor ki hoşuma gidiyor.

Pazartesi, Ağustos 25

kafasına kırmızı bir kurdele dolamış ve arkamdan kulağıma eğilerek fısır fısır birşeyler anlatıyor. önceleri bir şey demedim. zararsız şeylerden bahsediyordu haritalar, parmaklar ve tavanlardan konuşuyordu durmaksızın. biri olmadan bir diğeri olamaz diyordu. öyle bir bağla bağladırlar ki birbirine diyordu daha da fısırdayıp.

biraz daha konuştu. yer yer hoşuma da gitmiyor değildi söyledikleri. ne dediğini anlamıyordum ama söyledikleri kulağa hoş geliyordu.

ama sonra duvardaki o berbat posteri çıkarma konusundaki düşüncelerini ikinci kez benle paylaşmaya kalktığında dinlemeye devam edemeyeceğimi fark ettim. aynı şeylere bir kez daha katlanamazdım. ve bir sus allahaşkına dedim. kafam şişti.